Aydın Olmak...
Türkiye, Cumhuriyet Aydınlanması ile toplumsal, kültürel ve siyasal yapısını çağdaş boyutlara ulaştırmayı hedeflemişti. Amaç, doğmaların sınırlayıcı tavırlarından uzak, bireyin zihinsel ve psikolojik işlevlerinin özgürce olgunlaşması olanaklarını yaratmak ve Türk Ulusunu çağdaş uygarlığın yapıcı ve yaratıcı saygın bir üyesi yapmaktı.
Cumhuriyetin coşkulu arayışlarında , atılımlarında yer alan Cumhuriyetin ilk dönemlerinin aydını, ülkesini yükseltmeye çalışan ve bunu ahlak sorunu olarak algılayan bir aydındır. Cumhuriyeti kuranlar aydınlığı ve bilimi seçmişlerdir. Bu dönemde aydınlar, öğrenciler ve öğretmenler kendilerini rejimin sahibi ve bekçisi sayıyor, bu bilinçle Cumhuriyet kazanımlarına sahip çıkıyorlardı.
Ancak ne yazık ki bu süreç, daha sonraki yıllarda sinsice izlediği çizgiden sapacak, yavaşlayacak ve Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş felsefesini ve Devrim Değerlerini koruyamayacaktı. Çok partili dönemle birlikte siyaset sahnesinde çeşitli beklentiler uğruna , bu ilkelerden ödün verilmeye başlanacak; Cumhuriyetle başlayan toplumsal kalkınmanın önü kesilecektir. Geleceğimizi oluşturan genç kuşakların eğitiminde, Öğretimde Birlik Yasasına aykırı düzenlemeler, sapmalar yaşanacak; dinin siyasal amaçlar için kullanılmaya başlamasıyla, farklı okullardan çıkanlar, farklı değerlere sahip olmaya başlayacaktır.
Her siyasal iktidarla eğitim politikaları değişecek, toplumun ihtiyacı olan hizmetler ve meslekler yerine , özellikle dini eğitim veren okulların sayısı çoğalacaktır. Artan nüfusa karşın devlet okullarının imkanları azaltılıp hatta tamamen kesilirken; bazı okullara büyük destek verilecek , Cumhuriyet liderlerinin özenle ve ödünsüz kurdukları eğitim sistemi giderek çağdaş ve bilimsel eğitimden uzaklaştırılacak, bir takım tarikat, cemaat ve menfaat gruplarının etkisiyle açılan okullarda aynı toplumun çocuklarına Cumhuriyet'le hesaplaşmak üzere eğitim verilecektir.
Sonuçta 21. Yüzyılda günümüz Türkiye'sinin sosyal siyasal ve ekonomik tabloları ile başbaşa kalınacaktır. Kuralsızlık, ilkesizlik, tekelleşme, kültürel kirlilik ve karmaşa... Sessiz ve hareketsiz yığınlar.
Şu anda hangi yöne gidiyoruz.Bu gidişle 15 yada 20 yıl sonra nerede olacağız? Bulunacağımız yer acaba Cumhuriyetin kazanımlarının, aydınlamanın, çağdaş değerlerin geçerli olduğu bir Türkiye' mi olacak?
"Bir ulusun manevi sorumluluğu aydınların omuzlarındadır..! Hiçbir siyasi rejim hiçbir baskı onları mazur göstermek için yeterli olamaz.Rejim kötüyse düzeltilmeli, baskı varsa karşı çıkılmalıdır. Bu sorumluluk aydınların üzerinedir. Aydın kişi mazlum olamaz. Ancak halk mazlum olabilir. Ulusları daima ve er yerde öncü bir aydın tabaka yönetir. Bilinçli ve güçlü aydınlar,halkı uyandırırlar, bilinçlendirirler. Aydın insan; çağdaş değerler sunan, toplumu yönlendirme ve değiştirme sorumluluğunu üstlenebilen kişidir..."
''Tarih boyunca tüm baskı rejimleri, yükümlülüklerini yerine getirmekten çekinen aydınlar ve bilim adamlarının suskunluğu üzerine kurulmuş ve süreklilik sağlayabilmişlerdir''
Türk Devrimini başlatanlar gerçek ve özden Cumhuriyetçilerdi. Ama ne yazık ki onlardan sonra sahte ve yalancı Cumhuriyetçiler çıktı. Hiçbir şey birden bire olmadı. Her şey küçük, ufak ödünlerle başladı... En küçük şeyler, uzun dönemde en büyük farkları yaratırlar. Gerçekleri görmek bizlere moral bozukluğu değil, harekete geçme gücü vermeli.
Eğer bir toplum, kendi kaynaklarını doğruya, aydınlığa, çağdaşlığa yönlendiremiyorsa, kendini geliştiremiyorsa; cesaret ve onur sahibi bireylere ihtiyaç var demektir. Cehalete, gerilemeye, korku, olumsuzluk ve baskıya karşı birer aydın savaşçı olmalıyız.
Aileniz, çevreniz, eşiniz, ülkeniz duyarsız olabilir. Bir kenarda oturup seyirci olabilirsiniz, ya da harekete geçip, ülkeniz için söz sahibi olabilirsiniz. Bu sizin ve çocuklarınızın geleceğidir...
" Yapamadım" diyordu, Atatürk. "Halkımın üzerinden şu ortaçağ karanlığını tam atamadım. Bir bağımsızlık savaşı verdim ama halkımı Osmanlı'nın bağlarından kurtaramadım, Doğu'nun karanlığından çözemedim.Toprağı tam alt üst edemedim. Bakıyorum da bazı yerler güneşsiz kalmış... Çıkarları din istismarı üzerine olanlar bu karanlıktan çeşitli biçimlerde hala yararlanıyorlar" ( C.A.Kansu, Atatürkçü Olmak)
" Hiçbir mantıksal kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin, inançların, görüşlerin korunmasında direnen ulusların ilerlemesi çok güç olur. Belki de olmaz. Yaşam felsefesini genişliğine gören ulusların egemenliği ve tutsaklığı altına girmeye mecburdurlar. 1927"
Gülseven Güven Yaşer
Çağdaş Eğitim Vakfı
Yön.Kur.Bşk.
|